Cevap eklenmemiştir
nabi (editör)
Offline
Son giriş: 03/09/2011
BÜYÜ DÜKKANI

 

Uzak diyarlardan birinde bir ülkede,
yemyeşil tepelerin arasında,
kışın bembeyaz bir kar örtüsü ile,
baharda rengarenk kır çiçekleri ile kaplanan bir vadi vardı.

Ortasından küçük bir ırmağın geçtiği bu vadi
"Büyülü Vadi" olarak anılırdı.

Ona bu adı veren ise, vadideki ilginç bir dükkan ile,
bu dükkanda yaşananlardı.
Ünü ülkenin dört bir yanına yayılmış olan dükkanın adı
"Büyü Dükkanı" idi.

Büyü Dükkanı'nın sahibi, ak saçlı, ak sakallı bir ihtiyardı.
Burası, aynı zamanda onun yaşadığı yerdi.

Bu nedenle dükkanın dışarıdan görüntüsü tıpkı bir ev gibiydi.
Üç tarafında da yeşil çerçeveli pencerelerin olduğu,
tamamı ahşaptan yapılmış olan bu binaya,
bir verandadan giriliyordu.
İçeri girer girmez, ilginç eşyalarla donanmış
oldukça geniş bir oda ile karşılaşıyordunuz.

Büyük bir kütüphane,
üzerlerinde çok sayıda eşyanın bulunduğu raflar,
masa ve konsollar dükkanın dört bir tarafını kaplıyordu.

Ancak bu kalabalık görüntü içinde
çok etkileyici bir düzen göze çarpıyordu.
Bütün eşyalar, belli bir estetik içinde duruyor ve
bu estetik hiçbir zaman bozulmuyordu.

Büyü Dükkanını çevreleyen pencereler,
içerdeyken bile günün aydınlığına ve
vadinin güzelliğine hakim olmanıza izin veriyordu.

Dükkanın içinde, arka taraftaki bölmeye açılan bir kapı vardı.
Bu bölmede mutfak, banyo ve yatak odası bulunuyordu.
Dükkana gelen müşteriler arka tarafa açılan kapıyı daima kapalı görürlerdi.

Her insanın yaşamında çok istediği ancak
sahip olamadığı birşeyler vardır.
Ya da sahip olup kaybettiği şeyler.
Bazen de sahip olduğu ancak kurtulmak istediği şeyler...

İşte bütün bunlar, o ülkede yaşayan insanların bir kısmı için,
Büyü Dükkanı'na gelme nedeniydi.

Bu dükkanda, isteklerinizi sınırlamak zorunda değildiniz.
Müşteriler, hayal edebildikleri herşeyi isteme ve alma hakkına sahiptiler.
Tabii, bedelini ödedikleri takdirde.

Her yerde olduğu gibi bu dükkanda da
almak istediğiniz şeyin bir bedeli vardı.
Bu bedelin ne olacağı,
dükkan sahibiyle yaptığınız pazarlık sonucunda ortaya çıkardı.

Ancak, Büyü Dükkanı'nda maddi bedellerin hiçbir hükmü yoktu.
Bazı müşteriler bir şeye sahip olmak için ödenebilecek tek bedelin
para olabileceği düşüncesiyle, cepleri kabarık gelirlerdi.

Oysa burada yapılan pazarlıklar, günlük yaşamdakilerden biraz farklı olur ve
pek çok müşteriyi şaşırtırdı.


Dükkan sahibi yaşlı adam, her sabah gün ağarırken kalkar,
kendine büyük bir fincan kahve yapar ve
bir insanın isteyebileceği her şeyin var olduğu dükkanıyla gurur duyarak
kahvesini yudumlardı.
Kahvenin ardından gelen zevkli bir kahvaltıdan sonra da
pencerinin perdelerini sonuna kadar açarak,
sallanan koltuğuna oturur ve içeri dolan gün ışığının
yardımıyla okumaya başlardı.

Büyü Dükkanı'nda satıcı olmak bilgelik isterdi.
O güne kadar dükkana gelen hiçbir müşteriyi geri çevirmemisti dükkan sahibi.

Herkes, çok istediği bir şeye sahip olmak uğruna
onca yolu göze alarak gelir ve
mutlaka alabileceği en iyi şeyi almış olarak çıkardı.
Ama genellikle aldığı şey istediği şeyden çok farklı olurdu.

Yaşlı adam ara sıra, okuduğu kitaptan başını kaldırır,
yolu gören pencereye bir göz atardı.
Sabah dışarı baktığında, yağan karın yolu iyice kapattığını gördü.
Bu havada gelen giden olmaz diye düşünüp, hüzünlendi.

Büyü Dükkanı, hemen her gün bir müşteri ağırlardı.
Ancak, yılda birkaç kere de olsa kimsenin uğramadığı günler olurdu.
Yaşlı adam, o günün de bunlardan biri olmasından korktu.
Nedense işsizlik içini ürpertmişti.

Tam o sırada uzakta bir karartı gördü.
Kar beyazının kamaştırdığı gözlerini kırpıştırıp tekrar baktığında,
bunun yaklaşmakta olan bir insan olduğunu anladı.
İçini bir sevinç kapladı. Gidip sobasına bir odun attı ve
tam pencerenin karşısındaki sallanan koltuğa oturup,
müşterisini beklemeye koyuldu.
Kış mevsiminin bu soğuk gününde epeyce üşümüş,
yorgun düşmüş olmalıydı.
Kapının önüne gelinceye kadar, gözlerini hiç ayırmadan izledi onu.
İyice kulak kabarttı.

Üç basamakla çıkılan, ahşap zeminli verandadaki ayak seslerini ve
onlara eşlik eden gıcırtıyı duymaktan çok hoşlanırdı.
Beklediği kişinin ayak sesleri ikinci basamakta kesilirdi.

Müşteri çalmadan, kapıyı açmamayı prensip edinmişti yaşlı adam.
Çünkü, hemen herkes o kapının önünde durup,
bir kez daha düşünürdü.
Kapıyı çalmaktan vazgeçip dönenler, az da olsa olmuştu.

O gün de aynı şeyi yaptı.
Sonunda kapı calındı.
Açtığında, karşısında soğuktan kızarmış elleriyle
atkısını çıkarmaya çalışan bir erkek gördü.

"İyi sabahlar, girebilir miyim?" diye sordu müşteri.

Dükkan sahibi, müşterisini içeri aldıktan sonra,
ısınması için ona bir kahve ikram etti.

Sessizce kahvesini içerken etrafı seyreden adam,
karşısında oturan yaşlı satıcının ikna edilmesi pek güç olmayan biri
olduğunu düşündü.Herhalde o da müşterisini anlar,
onun haklı isteğini geri çevirmek istemezdi.
Acaba Büyü Dükkanı'ndan çıkarken
istediği gibi bir alışveriş yapmış olacak mıydı?

Bir süre söze nasıl başlayacağını bilemedi.
Belki de dükkan sahibinin bir şeyler söylemesi gerekirdi.
Ancak karşısında sabırlı bir ifade ile
müşterisinin gözlerinin içine bakarak oturan satıcının,
alışverişi başlatmaya niyetli olmadığını anladı.
Bu sabırlı bekleyiş, onda hem cesaret
hem de yumuşak bir etki oluşturdu.
Anlaşılan, başlangıç sözleri kendisinden bekleniyordu.

Sonunda, fazla düşünmeden aklından ilk geçeni söyleyiverdi;

"Ününüzü duyunca çok uzaklardan kalkıp geldim buraya.
İstediğim şeyi, bir tek sizin dükkanınızda bulabileceğimi söylediler.
Karşılığında ne isterseniz vermeye hazırım."

"İstediğiniz şeyin ne olduğunu öğrenebilir miyim?"

"Bakın, ben elli beş yaşındayım. Yani yolun yarısını geçeli çok oldu.
Söylemeye dilim varmıyor ama yolun sonuna yaklaştım galiba.
Bu gerçeğe tahammülüm yok.
Ben bugüne kadar ki hayatımı geri istiyorum. Mümkün mü?"

"Elbette mümkün. Biliyorsunuz, dükkanımda her şey mevcut.
Ancak tam olarak ne istediğinizi anlayabilmem için,
bana geri istediğiniz hayatınızı biraz anlatabilir misiniz?"

Dükkan sahibinin sorduğu soru, müşteriyi iç dünyasına döndürmüştü.
Gözünün önünden geçen sahnelerin kendi yaşamına
ait olduğunu kabul etmek için kendini zorluyordu.
Bütün görüntüler, bir kargaşa ve telaş içinde
birbirlerine karışarak geçip gittiler ve
geride yalnızca ıssız bir hüzün bıraktılar.

Hüznünün yüzüne yansımasına engel olamayan müşteri,
yaşlı satıcının sorusu karşısında ancak şunları söyleyebildi;

"Geçmiş yaşamımda birçok hata yaptım.
Bunlar için pişmanlık duyuyorum.
Yanlış kararlar verdim, kayıplara uğradım.
Zamanı hovardaca harcadım.
Bir gün bir de baktım ki, hayat yanımdan geçip gidiyor.
Paniğe kapıldım ve bir çare aramaya başladım.
Dostlarımla konuşmayı denedim.
Beni teselli edip derdimi unutturmaya çalışanlar da oldu,
yardım etmeye çalışanlar da.
Ama hiçbiri kar etmedi.
Kendimi çok mutsuz hissediyordum.
Derken, bir gün birisi bana sizden ve Büyü Dükkanı'ndan söz etti.
Bunu duyar duymaz sanki içimde bir ışık yandı.
Büyük bir umutla hemen yollara düşüp size geldim.
Kendimi çok çaresiz hissediyorum.
Lütfen elli beş yılımı bana geri verin."

"Yani, siz pişmanlık duyduğunuz hayatınızı
yeniden yaşamak mı istiyorsunuz?"

"Elbette hayır. Söylemek istediğim bu değil.
Ben yalnızca kaybettiğim yıllarımı geri istiyorum.
Eğer bir şansım daha olursa aynı hataları tekrarlamayacağım."

"Herhalde bunu çok istiyorsunuz."

"Evet, hem de her şeyimi verecek kadar."

"Peki, benim size vereceğim elli beş yılın karşılığında
siz bana ne verebilirsiniz?"

"Ne isterseniz?"

"Sanki bunun için herşeyden vazgeçmeye hazır gibisiniz."

"Hiç kuşkunuz olmasın.
Şu anda sahip olduğum herşeyden vazgeçebilirim.
Yeter ki geride bıraktığım yıllarımı bana geri verin."

Yaşlı adam, ellerini sakallarında dolaştırırken,
kendini sallanan koltuğunun devinimlerine bırakmıştı.
Bir süre düşündü.
Müşterisinin, sabırsızlıkla, pazarlığın bitmesini beklediğinden emindi.
Büyü Dükkanı'na gelen kişiler,
genellikle bir an önce istediklerini alıp gitmek için acele ederlerdi.
Bu nedenle, yaşlı adam, pazarlığın başındaki
düşünce yolculuklarında yalnız kalırdı.
Şu anda da, sessizliğin yalnızca kendi işine yaradığını biliyordu.

Koltuğu ile birlikte öne doğru eğilerek müşterisinin
gözlerinin içine baktı ve ağır ağır konuşmaya başladı;

"Beyefendi, her ne kadar siz elli beş yıl karşılığında
bana herşeyinizi vermeye hazır olsanız da,
ben sizden bir tek sey isteyecegim."

"Dileyin benden ne dilerseniz."

"Belleğinizi..."

"Anlamadım?"

"Belleğinizi dedim.
Elli beş yılın yaşantısını içinde barındıran belleğinizi istiyorum."

"Ah evet anladım. İlginç bir bedel. Kabul ediyorum.
Tamam alın belleğimi."

"Emin misiniz?"

" Neden olmayayım? Elli beş yıl kazanacağım."

"Belleğinizi,
içindeki her şeyle birlikte bu dükkanda bırakıp gideceksiniz.
Elli beş yılın tek bir anını hatırlamayacaksınız
Buraya neden geldiğinizi bile."

"Daha iyi ya! Her şeye yeniden başlayacağım.
Zaten geçmişi hatırlamak istemiyorum ki!"

"O halde, korkarım elli beş yıl sonra buraya tekrar gelirsiniz.
Tabii o zaman benim yerime bir başkası size yardımcı olur."

"Hayır hayır. Emin olun ki, şu dakika belleğimi size bırakıp
elli beş yılımı geri alacağım ve dükkanınızı
bir daha dönmemek üzere terk edeceğim.
Ve yine söz veriyorum,
şu ana kadar yaptığım hataların hiç birini tekrar etmeyeceğim."

"İsterseniz başka sözler vermeyin.
Çünkü, az sonra,
belleğinizle birlikte bütün hepsini burada bırakıp gideceksiniz."

Yaşlı adamın son sözleri, müşterinin duraklamasına neden olmuştu.
Bu sözlerin anlamını kavrayabilmek için
birkaç saniye düşünmek zorunda kaldı.

"Nasıl yani?
Buradan çıktığımda hiçbir şey hatırlamayacak mıyım?
Sizinle konuştuklarimızı bile, öyle mi?"

"..................................""

"Yani hiçbir şeyi mi?
Buraya neden geldiğimi, sizin kim olduğunuzu ve hatta...!"

"Ne yazık ki!"

Yaşlı adam, şu anda pazarlığın sonuna geldiklerini hissediyordu.
Karşısında oturan müşterinin yüzünde gördüğü aydınlanma,
pazarlık sahnelerinin en hoşlandığı görüntüsüydü.
Son sözleri müşterisinin söylemesini istediği için
bir süre sessiz kaldı ve bekledi.
Bu seferki sessizliğin, müşterisinin işine yaradığından emindi.
Onun aydınlanan yüzünün ortasında parlayan gözbebekleri,
yaşlı satıcı için,
sessizliğin içinden çıkacak sesli bir coşkunun habercisi gibiydi.

Gerçekten de, konuşmaya başlayan müşterisi onu yanıltmadı;

"Sanırım ne demek istediğinizi şimdi anlıyorum.
Eğer elli beş yılın bedeli bu ise, pes ediyorum.
Belleğimden vazgeçemem.
Bu neye benziyor biliyor musunuz?
Bir kadının, çok istediği bir tokayı, saçları karşılığında satın almasına.
Çok ilginç bir insansınız.
Bana, Büyü Dukkanı'ndan
almak istediğimden çok farklı bir şeyle çıkacağımı
söylemişlerdi de inanmamıştım.
Ben, bugüne kadar ki yaşamımı almak için gelmiştim,
ancak bugünden sonraki yaşamımı alıp gidiyorum.
Size teşekkür ederim."

"Bir şey değil. Güzel bir pazarlıktı. Hoşçakalın."

Yorumlar

(X)
Kapat
-->