6 mesaj [Son gönderi]
nabi (editör)
Offline
Son giriş: 03/09/2011
Alışverişte aldanan adam

BİR GÜN bir adam Hz. Peygambere gelip:

“Ben alışverişte sürekli aldanıyorum. Birşey satan yahut da alan kişi sanki kandırmak için beni buluyor ve âdeta sihir yaparak yolumu kesiyorlar” dedi.

Bunun üzerine, Resûlullah:

“Madem aldanmaktan korkuyorsun, alacağın şeyi üç gün mühletle al, acele etme!” buyurdu. “Çünkü sabır Allah’tan, acele ise şeytandandır.”

Köpek bile önüne atılanı önce koklar, sonra yer. Hayvanlar burunlarıyla kokladığı gibi, insanlar akıllarıyla koklarlar.

 

(Mevlânâ)

 

  

 

Yorumlar

nabi (editör)
Offline
Son giriş: 03/09/2011

Kardeşler bu kıssayı okur okumaz çok ciddi bir sorumun cevabı olduğunu düşündüm ve elhamdulillah çok memnun oldum. Şöyleki: bir süre önce ciddi bir imtihan yaşadım, daha doğrusu zaten devam eden imtihanın son ve en zor aşamasıydı. O zaman Rabbimin inayetiyle hayatı yaşarken bazı eğri/doğru ölçülerimin pek de sağlam, yeterli olmadığını hatta yanlış olduğunu gördüm. Hayat dediğimiz Rabbimizin emaneti olan bu alemdeki süreyi en güzel şekilde geçirecek ölçüleri bulmaya çalışmamıştım, fikirlerim de hatalı, düşünce ve hislerim de karmaşıktı. En çok da insanları tanımak konusunda acemi ve saf olduğumu anladım. Ya ölçüsüz bir şekilde hüsnü zan edip en tepeye, kalbimin en derin yerine saklıyor yada zahiri etiketlerle kardeşi etiketleyip onu hakiki kıymetinden aşağıda oldugunu düşünüyordum.. Estagfirullah Ya Rabbi. ne kadar cehalette kalmışım. Neyse elhamdulillah sonra Allah bazı dersler, abiler, ablalar nasip etti; hadiselere ve insanlara karşı daha itidalli, daha serin kanlı ve yavaş yavaş yaklaşmam gerektiğini gösterdi.

İşte Peygamberimiz(ASM)'dan rivayet edilen bu hadise bana "insanlara karşı temkinle yaklaş; aklınla onların davranışlarını süz; olaylar karşısında verdikleri tepkileri görmek için de en azından 3 gün onu tanıman lazım, acele hüküm verme, yavaş yavaş tanı, zaten akıl bunları anlamak için verilmiş" manalarını anlattı. "Yoksa insanlarla olan alış verişe aldanırsın, aldanmakta da kabahat senin, aklınla süzmeli tartmalı idin" diye bir ölçü oldu.

katre (editör)
Offline
Son giriş: 02/06/2011

Cok guzel ya, Allah razi olsun..

Offline
Son giriş: 15/11/2011

Yaşantımızda acele etmenin,düşünmeden hareket etmenin vereceği zararları anlatılmak istenmiş.Ayrıca bu konuda aklın önemli olduğu vurgulanmış.İradenin hakkını vermek için acele etmeden akıllıca hareket etmeliyiz inşallah..

nabi (editör)
Offline
Son giriş: 03/09/2011

Evet kardeşim, bu "iradenin hakkını verme" mevzusu aslında çok önemli, enfusumuzde tartmak lazım. böyle yaşayıp gitmk değil de irademin hakkını verdiyor muyum diye sorgulamak lazım. Bu konuda da paylaşımlarımız olsa aslında.

nabi (editör)
Offline
Son giriş: 03/09/2011

Kardeşler Mevlana(KS)'dan nakledilen bu kıssa çok hoşuma gitti, biraz düşününce çok muazzam hakikatlere işaret ettiğini fark ettim elhamdulillah. Sizinle de paylaşmak istedim. Sizce hangi dersleri çıkarabiliriz burdan, bu kıssa aslında hangi hakikate dikkat çekiyor? Tefekkür edip paylaşalımmı?

yagmur damlasi (Ziyaretciden)

S.ALEYKUM NABI KARDES
BIZIM BURALARDADA SIKINTI CEKTIGIMIZ KONULAR ARASINDA YER ALIYOR BU ALDATMALAR ZAMAN ZAMAN ARKADASLARLADA KONUSUYORUZ ARASTIRIKEN OKUDUGUMUZ BIR YAZIYI SIZINDE ISTIFADENIZE SUNUYORUM BIZ KENDI CAPIMIZDA ISTIFADE ETTIK ELHAMDULILLAH UMARIM SIZDE BEGENIRSINIZ...
Müslümanları üretimde, ticarette ve tüketimde Kâfirlere benzemekten korumak ve kendi ilkelerini insanlığa vazetmektir. Hz. Peygamber s.a.v. ‘hilenin haram, dünyada ve ahirette sorumluluğa neden olduğunu’ bildirmiş ve ana ilke olarak “… Bizi aldatan bizden değildir” buyurmuştur.

Alışverişlerde tüccara doğruluğu telkin etmiş, dürüst tüccarın Peygamberler ve şehitlerle birlikte haşr olunacağını haber vermiştir. (Tirmizî, III, 514-516)

İslam, tüketicinin inanç ve sağlık konularında korunması için gerekli tüm önlemleri almış; haram, sağlıksız (çürük ve bozuk) malı satmayı, nitelikli ürünün niteliksiz ürünlerle karıştırılmasını yasaklar.

Bunun en önemli örneği zikredilen Hadis-i Şerif’tir. Bu durum, helal bir ürün olsa bile, ayıplı malı ayıbını tüketiciye ve müşteriye anlatmadan satmanın helal olmayacağını bildirir. Bir adım daha atan Efendimiz s.a.v. aldatanların “Müslüman olmadığını” ifade ederek tüketiciyi kâmil bir manada korurken, üretici ve satıcının yapacağı hilesinin dinine yani ebedi hayatına mâl olacağını ortaya koyar.

Günümüz endüstri ve tüketim alışkanlıkları, haz ve tahrip üzerine bina edilmiştir. Materyalistlerin yürüttüğü ve yönettiği bu süreçte “aldatmak ana ilke” haline gelmiştir.

Reklâmla desteklenen haz kültürü, sağlık, çevre, din gibi ne kadar olumlu değer üreten kaynak varsa tamamının önerilerini göz ardı ettirmek ve unutturmak hatta tahrif etmek için elinden geleni yapmaktadır. Başta televizyon olmak üzere ne kadar iletişim aracı varsa bir haz pompacısı gibi çalışmaktadır.

Ne acıdır ki hazzın esiri olmak, sadece batılı düşünce ve inanç sahiplerinin yakalandığı bir hastalık olmayıp ister üretici, ister satıcı isterse de tüketici olsun Müslümanların ezici çoğunluğu için de geçerlidir.

Medine Pazarı’nın ilkelerini Batılı ticaret kurallarına tercih eder duruma düşen Müslümanlar da hem “aldatan” hem de “aldanan” olmaya razı olmuş durumdalar.

Bugün namazını kılan, orucunu tutan, haccını ifâ eden, zekatını veren, bir Müslüman’ın ürettiği bir tüketim maddesinden hem sağlık, hem hijyen, hem de dini açıdan emin değiliz.

Kimileri bir kişinin dini kimliğine bakarak ürettiği ürünlerin helalliği, temizliği yahut da sağlıklılığı konusunda öylesine eminler ki: Kendi hallerinden bile emin olmayanların başkalarının ürünlerini hiçbir inceleme ve sorguya tabi tutmadan tüketmeleri basiretsiz kolaycı bir yaklaşımdır.

Bugün görüyoruz ki; domuz jelâtinini ürününe ekleyip, sığır jelâtini yahut da yenilebilir jelâtin yazanda bu güvene(!) mahzar olmuştur.

Kaldı ki çoğu Müslüman üretici bile jelâtinin ya da benzer bir hammadde yahut da katkı maddesinin içeriği konusunda hemen hiçbir tasnif ve inceleme gayreti içinde değildir. Hemen hepsi sistemin böyle kurulduğu ve başka bir alternatifin bulunmadığı saplantısındadır.

Bu yüzdendir ki: Mensubu olduğu mezhep tarafından da haram sayılan hayvanlar ve böceklerden mamul katkı maddelerini de;

Kanserojen olduğu konusunda hiçbir şüpheye mahal kalmayan katkı maddelerini de;

Şeker yerine kullanılan ve sayısız tehlike içeren tatlandırıcıları da;

En basitinden alerjiye neden olduğu ortada iken bunu ürünün etiketine bile yazamayan yazsa bile Latince yazarak anlaşılmaması için gereken her türlü önlemi alan bir üretici, ithalatçı ve satıcı modeli oluşmuştur.

Buna karşın yazılsa bile bunları okuma zahmetine girmeyen yazılanları anlamayan ve anlamak için hiçbir gayreti olmayan, önüne gelen her şeyi tüketen hazzın doruğunda bir tüketici modeli oluşturulmuştur.

İşte bu modeller, sahurunu bu ürünlerle tamamlıyor, iftarını bu ürünlerle ediyor.

İçinde bulunduğumuz durum, Medyen ehline rahmet okutacak kadar, her türlü hileyi barındıran, din ve sağlık referanslarının neredeyse tümüyle yok sayıldığı bir çağdır.

Hz Peygamber s.a.v. yağmur yağınca ıslanıp güneşte üstü kuruyan bir mahsule elini daldırınca parmakları ıslanır. Bunun üzerine satıcıya; “Bu ıslaklık ne?” diye sorar. Satıcı; ‘Ey Allah’ın Rasülü! Yağmur ıslattı’, der. Efendimiz s.a.v.; “İnsanların görüp aldanmaması için o ıslak kısmı ekinin üstüne çıkarsaydın ya!. Bizi aldatan, bizden değildir.” buyurur. [Ebu Hureyre: Müslim, Îmân 164]

Bir Peygamber bugünkü hile ve aldatmalar karşısında çok basit denebilecek bir olayda bile “bizden değildir” ifadesini kullanabiliyorsa, bugünkü her türlü haram ve sağlıksız ürünleri tüketime sunan Müslümanlar kimden olmuş olurlar?

Müslüman bir üretici ve satıcı ürettiği veya sattığı bir ürünü, Hz Peygamber s.a.v.’e ikram edemiyor ya da satamıyorsa; onu, bırakınız bir Müslüman’ı, hiçbir insana ve canlıya vermemelidir.

Müslüman bir tüketici yaşadığı bir coğrafyada şayet helâl ve haram ayracı konusunda sağlıklı bir mekanizma söz konusu değilse ve Türkiye gibi her şeyi Laiklik gibi bir muammaya tahvil eden bir sistemde yaşıyorsa, helâl ve haramları araştırmak buna göre tüketmek gibi farziyet hükümlülüğü vardır. “Bu şirket dindar, o halde …” diyerek hiçbir ürünü tüketemez. Bu bağlam da tüketicileri bilgilendiren www.gidahareketi.org adlı sitesi takip etmeyi öneriyorum.

Aldananlar unutmamalıdırlar ki: Aldatanlar, aldananlar aldandığı için aldatırlar. Aldanan yoksa aldatan da yoktur. Aldatan bir suç işlerken aldanan, hem aldanma hem de aldatanlara yaşama fırsatı sunma suçunu işlemiş olur. Aldatan Müslüman değilse bu durumda aldanan Müslüman olabilir mi? Tıpkı zalim olmak ne kadar suçsa mazlum olmak zalim olmaktan daha büyük bir suç olduğu gibi.

Kullanıcı girişi