Cevap eklenmemiştir
Offline
Son giriş: 24/06/2012
Tevhit Aynasında Allaha İman


Allah’a iman, Tevhide yani Allah’ın birliğine iman demektir. Bunun dışındaki bir iman şirktir. Tevhidin aslı ise Allah’ın birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye ve hayırdan şerden insanın başına gelen kaderin Allah’tan olduğuna inanmaktır. İmanın bu altı esası birbirine delildir, biri olmadan diğeri olman bir bütündür.


Allah’ın en yüce ismi “Lafza-i Celal” dediğimiz “Allah” ismidir. Bu Allah’ın özel ismi olduğu için bütün isim ve sıfatları içine alan ve zihne çağrıştırır. Bunun için bütün İslam bilginlerine göre “İsm-i Azam” sayılır. Bunun için Allah ismi ile yapılan zikir en yüksek zikirdir. Bu zikir insanı en yüksek makamlara çıkarır. İmam-ı Azam “Fıkh-ı Ekber” isimli eserinde bu hususu açıkça ifade etmiştir. İmam-ı Şafii ve İmam-ı Gazali başta olmak üzere bütün ehl-i sünnet âlimlerinin görüşü bu istikamettedir.

Allah’ı tanımak demek olan “Marifetullah” ilimlerin en yücesidir. Marifetullah ise akıl ile elde edilir. Aklın görevi marifetullahtır. İmam-ı Azam bu konuda şöyle der: “Dicle’de bir geminin kaptansız kendi kendine dolması, boşalması, manevra yapması ve yiyecek taşıması nasıl aklen imkânsız ise dünya gemisinin de uzayda kendi kendisine hareket etmesi, her mevsim dolup boşalması ve üzerindeki mahlûkatın bütün ihtiyaçlarını yerinde ve zamanında karşılaması imkânsızdır. Bu ancak Allah’ın varlığı, ilmi, iradesi, kudreti ve yoktan yaratması iledir” diyerek marifetullahın aklın işi olduğunu izah etmektedir.

Aynı şekilde İbrahim el-Havvas “Marifetullah’a giden hak yol akla her zaman açıktır. Allah’ı bilmek ve bulmak isteyene her şey delildir” derken bir başkası da “Allah’ı görmek isteyene delil gerekmez. Kör olan ancak ayı göremez” demiştir. Ebu’l Atahiye bu manada “Nasıl olur da Allah inkâr edilir? Ve nasıl olur da Allah’a isyan edilir? Her şey varlığına birer delildir. Onun birliğine her şey delildir. Her varlık, her hareket O’na işaret eder” diyerek akla kapı açmışlardır.

Kur’ân-ı Kerimde Yüce Allah’ın “El- hamdü lillahi rabbi’l-âlemîn” diye başlaması ulûhiyete, rububiyete ve tevhide en büyük delildir. Bu ayet âlemlerin varlığından Allah’ın varlığına, Allah’tan başkasının hiçbir şeye müdahale edememesinden birliğine, idare edilmesi ile ulûhiyete, terbiye ve tekâmülü ile rububiyete, âlemlerin sonsuzluğu ile sonsuz kudret ve rahmete dikkatimizi çekerek akla tevhidi ispat etmektedir. Yüce Allah bu ayette “Bütün âlemleri yaratan, idare ve terbiye eden ve bu âlemleri sizlerin hizmetinize veren Allah’a iman ederek itaat ile hamd ediniz” ferman eder. Bu kulun dış âlemlerden tevhide intikal etmesi lüzumunu anlatmaktadır. Böylece bütün âlemleri tevhide delil olarak aklın önüne koyar.

Kurân-ı Kerimin ilk ve en çok muhatabı gözü ve kulağı bulunan avam ve halk tabakasıdır. Bu mana Kur’ân-ı Kerimin bütününde bulunduğu gibi özellikle bir kısım ayetlerinde açıkça ifade edilir. “Siz o müşriklere gökleri ve yeri kim yarattı diye sorarsanız onlar elbette Allah yarattı diyeceklerdir. (Lokman, 31:25) ‘O halde neden ona gerçekte iman etmiyorsunuz?’ denildiği zaman ise “Biz o putlara bizi Allah’a yaklaştırmaları için ibadet ediyoruz” (Zümer, 39:3) diyeceklerdir” buyurarak Allah’a imanın umumî olduğu ancak makbul olan imanın tevhide iman ve şirki red etmek olduğunu pek çok ayetinde ifade etmektedir. Yine “peygamberler insanlara gökleri ve yeri yaratan Allah’ın varlığında şüphe olur mu?” (İbrahim, 14:10) diyerek tevhidi ders vermişlerdir.

Kur'an-ı Kerim her ayeti ile Tevhide ya lâfzen veya işareten veya imâen delalet eder. Dolayısıyla Kur’ân-ı Kerim bütün cümleleri, kelimeleri ve hatta harfleri ile tevhide hem delâlet eder, hem tevhidi ders verir.

Misal olarak Fatiha suresini ele alalım.
1. “Rahman ve Rahim Olan Allah’ın adı ile…” Doğrudan tevhidi ifade eder.
2. “Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.” Sarih tevhidi ifade eder.
3. “O Rahman ve Rahimdir.” Kâinatta görünen “Rahmet” ve “Şefkat” aynasında tevhidi ispat eder.
4. “O Din gününün sahibidir.” Kıyamet ve haşri ispat ile kudret ve adalet aynasında tevhidi ifade eder.
5. “Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım isteriz” Samediyet ve kulluk aynasında tevhidi ispat eder.
6. “Bize Sırat-ı müstakimde istikamet ile hidayet et.” Sual ve cevap, dua ve ubudiyet aynasında bütün mahlûkatı nazara alarak halis tevhide işaret eder.
7. “Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet, azanların ve sapanların yoluna değil” ayeti ile Nübüvvet ve Felsefe aynasında tevhidi izah ve ispat eder.
Böylece Fatiha suresi yedi ayeti ile tevhidin yedi mertebesini insanlığa ders verir.

Yüce Allah’ın “Bu gün dininizi tamamladım ve size din olarak İslamı seçtim.” (Maide, 5:3) ayeti fıtrat ve Hanif dini olan İslam’ın tevhit hakikati üzerine tesis edildiğini ifade etmektedir. Peygamberimizin (asv) ifadesi ile “Her doğan çocuk hak ve hakikati, hak dini ve tevhidi kabul ve ifade eden bir fıtrat üzere yaratılmıştır.” Çünkü kâinatta bütün her şey tevhidi ispat eder ve bozulmamış akıllar ve selim kalpler tevhit hakikatini görür ve kabul eder. “Şüphesiz yer ile göklerin yaratılmasında, gece ile gündüzün değişmesinde, denizde insanlara faydalı olacak şekilde gemileri yüzdürmesinde, Allah'ın gökten su indirip onunla ölmüş toprakları diriltmesinde ve yeryüzünde her türlü canlıyı yaymasında, rüzgârları estirmesin¬de, yer ile gök arasında Allah'ın emrine amade bulutlarda, düşünen akıl sahibi kimseler için Allah'ın varlığına ve birliğine delâlet eden birçok alâmetler vardır” (Bakara,2:164; Al-i İmran, 3:190) ayeti ve benzer ayetler bu hakikati ispat eder.

Yorumlar

Kullanıcı girişi