1 mesaj [Son gönderi]
Offline
Son giriş: 26/05/2011
TEFEKKÜR


Yüce Allah Kur’ân-ı Kerimde “Semaların yerin mülkü Allah’ındır. O Allah her şeye kadirdir. Muhakkak ki semalarda ve arzda bulunan her şeyde, gece ve gündüzün deveranında akıl sahipleri için hikmetler, Allah’ın varlığına ve birliğine, gücüne ve kudretine deliller vardır. o akıl sahipleri gece gündüz, ayakta gezerken ve otururlarken ve hatta yanları üzerine yatarlarken yerde ve göklerde Allah’ın kudreti ile yarattığı şeyleri düşünürler ve ‘Rabbimiz, sen bunları boşuna yaratmadın. Senin yarattığın varlıkların seni meth-ü sena ettiklerini görerek biz de seni tespih ederiz. Bizi cehennem azabından koru ’ derler.” (Âl-i İmran, 3:190-191) buyurarak kendisine iman eden kullarını varlıklar üzerinde araştırma yapamaya ve düşünmeye sevk etmektedir.

İnsanların varlıkların yaratılış amaçlarını ve yaratılmasındaki hikmetleri ve sırları araştırmalarına din dilinde “tefekkür” adı verilir. Hadisçiler Peygamberimizin (sav) yukarıdaki ayetleri okuyarak gece tefekkür etmek ve Allah’ı tesbih etmek için evinden çıkıp semalara ve yıldızlara baktıklarını bize haber vermekte ve “Bu ayetleri okuyup tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun!” dediğini rivayet etmektedirler.

Allah’ın yarattığı varlıkların özelliklerini araştırmak ve neye yaradıklarını araştırmak ve onlardaki harika olan hususları keşfetmek ve bundan hem Allah’ın onlarda tecelli eden esma ve sıfatını öğrenmek, hem onların insanlara faydalarını ortaya çıkarıp insanlığa faydalı olmak iki nevi ibadettir. Hem tefekkürdür, hem ilimdir, hem de hikmettir. İnsanlığa faydalı şekilde kullanmak ve hayatı kolaylaştırmak ise hem teknik hem sanattır. Bunun için peygamberimiz (sav) “Tefekkür gibi ibadet yoktur” buyurmuşlardır. Ayrıca “Bir saat tefekkür, bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır” (Keşfu’l-Hafa, 1:400) ferman etmişlerdir.

İnsanın yaratılış amacı Allah’a iman ve ibadet olunca Allah kendisini gizleyerek eserlerini ve sanatını ortaya çıkarmış ve akıllı şuurlu varlıkların bu eserlere bakarak eser sahibi zatı daha iyi tanımalarını istemiştir. Bu da varlıklar üzerinde düşünmekle gerçekleşmektedir. Bu ise Allah’ın tanınmasını, yani marifetullahı netice vermektedir. İnsan varlığa bakması elbette bir hayvanın bakışı gibi olmamalıdır. Sanata bakınca “Sanî”, nimete bakınca “mün’im-i hakiki” akla ve zihne gelmelidir. İnsan ancak bu şekilde insan olur ve insanlığa layık bir iş yapmış olur. Bu sebepten dolayı Tefekkür farz olmayan önemli bir ibadet sayılmıştır. Ancak iman gibi farzdan önce farz olan bir ibadete vesile olduğu için “Vacip” bir ibadet sayılabilir.

Ehl-i tarikatın Allah’ı zikir konusunda “Lâ ilâhe illallah” zikrini vird olarak devamlı tekrar etmeleri ve mürütlerini buna teşvik etmeleri “Seyr-i suluk-i kalbînin ve hareket-i ruhaniyenin miftahı ve vesilesi” (Mektubat-429) olduğu içindir. İnsan ruhunu kemalata sevk eden ve marifetullahta kısa zamanda mertebeler kat etmesine vesile olan en kısa yol ve metot ise “ilim yolunda tefekkür” etmektir. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi “Tefekkür gafleti izale eder; dikkat ve teemmül evham zulümatını dağıtıyor” (Mesnevi-i Nuriye-125) buyurmaktadır.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri eserlerinde ve talebelerine yazdığı mektuplarında “Tefekkür” üzerinde çok durur. Risale-i Nurun Fidanlığı” dediği ve Risale-i Nurun telifinden önce yazdığı “Mesnevi” isimli eserinde “Kırk sene ömrümde ve tahsilimde dört kelime ve dört kelam öğrendim. Onlar da “Manay-ı İsmî, Manay-ı Harfî, Niyet ve Nazar” (Mesnevi-45) derken adeta mesleğini ve ileride tesisine çalışacağı “Tefekkür Mesleğinin” temellerini oluşturmaktadır.

“Risale-i Nurun mesleği şefkat ve tefekkür olmak ciheti ile İbrahim’in (as) hususi meşrebi olan Şefkat ve tefekküre tevafuk ediyor” (Sikke-i Tasdik-i Gaybî-97) buyurarak bu mesleğin köklerinin ta İbrahim’e (as) dayandığını ve temellerinin çok sağlam olduğunu ifade etmektedir.

Tefekkür, aklı, kalbi ve hayali çalıştırarak Allah’a akıl, kalp ve hayal ile ibadet etmektir. Nitekim peygamberimiz (sav) “Gözlerinizi ibadetten nasiplendirin” buyurdular. Sahabeler “Bunu nasıl yapacağız ya Resulallah?” dediler. Peygamberimiz (sav) “Allah’ın yeryüzündeki ayetlerine bakarak ve onlar üzerinde tefekkür ederek” buyurdular. Sonra “Mü’min bir dakika bile boş durmamalıdır. Mü’minin konuşması zikir, susması fikir ve tefekkür, bakışı ise ibret olmalıdır” buyurarak sahabelerine tavsiyelerde bulunmuştur.

Ehl-i tarikatın zikri ilimsiz sadece dile hasretmesine mukabil Bediüzzaman Said Nursi (ra) ilim içinde marifetullaha yol açmış ve ehl-i tarikatın “seyr-i suluk” ile kırk senede katedeceği uzun mesafeyi ilim ve tefekkür tarikiyle kırk güne, hatta kırk dakikaya indirmiştir. Bu gerçeği de talebelerine şöyle ders verir: “Risale-i Nur ve Şakirtlerinin mesleği dört esas üzere gidiyor. Birincisi, tefekkürdür ki, ism-i Hakîme bakıyor. İkincisi, şefkattir ki Rahman ve Rahîm ismine bakmaktadır. Üçüncüsü, ve dördüncüsü “Acz ve Fakr” dir ki nefsin firvniyetini kırarak acizliğini ve zayıflığını hissettirmektir ki halis kulluğa bakmaktadır” demektedir. (Sözler-438)

Büyük mutasavvıflardan Bişr-i Hafî (ks) “İnsanlar Allah’ın büyüklüğünü düşünebilseler ona asla isyan etmezlerdi” demektedir. Allah’ın büyüklüğünü anlamak ve bilmek ise ancak ilim ve tefekkürle mümkün olur. Nitekim Hüccetü’l-İslam İmam-ı Gazali (ra) “Astronomi bilmeyen marifetullah’ta noksan kalır” diyerek bu gerçeğe parmak basar.

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin bütün risaleleri “Marifetullah”da terakkiye sevk edecek olan tefekküre ait eserler olmakla beraber özellikle “Düşünmez misiniz?” “Tefekkür etmez misiniz?” ayetlerinin emrine uyarak Kur’ânın tefekküre ait yüzlerce ayetin manalarını muhtevi ve ayetlerinin tefsiri olan “Tefekkürnâme” isimli risalesi bu konuda çok harikadır. Bu risale ayrıca “Neyi nasıl tefekkür edelim ki Allah’ın bu emrine ve rızasına uygun tefekkür ibadetinin yapmış olalım?” sorusunun da mükemmel bir cevabıdır.

Hikmet tefekkür ile kaim ve daim olur. İlim tefekkür ile gelişir. Marifetullah tefekkür ile “Muhabbetullah’a” dönüşür. İmanda terakki ve tekâmül ancak tefekkür ile mümkündür. Peygamberimiz (sav) “Allah’ın zatını düşünmeyiniz, Allah’ın ayetlerini tefekkür ediniz. Zira sizin kalbinize ne gelirse Allah onun gayrıdır ve siz buna güç yetiremezsiniz de helak olursunuz” buyurarak tefekkürün ancak mahlûkat üzerinde olacağını ifade etmiştir. Mahlûkat üzerinde tefekkürün nasıl olacağını da Bediüzzaman “Tefekkürnâme” “Münâcât Risalesi” ve “Ayetü’l-Kübra” gibi eserlerinde fevkalade açık ve net bir şekilde izah etmiştir. Peygamberimizin (sav) “Bir saat tefekkür bir sene nafile ibadetten daha hayırlıdır” hadisinin manasının “İmana dair tefekkürde” olduğunu da açıklamıştır. (Şualar-152)

Ehl-i hikmet der ki: “Yüce Allah Musa’ya (as) buyurdu: “Ey Kulum benim için ne yaptın?” Musa (as) “Namaz kıldım ve oruç tuttum ya rabbi!” “Onlar senin içindir. Benim için ne yaptın?” “Zekat verdim, sadaka verdim ve kullarına yardım ettim” “Onlar da senin içindir. Benim için ne yaptın?” “Ya Rab! Senin için ne yapmam lazım?” “Benim için beni bir kuluna tanıttın mı? Benim nimetlerimden bahsederek bir kuluma beni sevdirdin mi? Benim ayetlerimi tefekkür ederek bana yakaşmayı denedin mi?  İşte bu yaptıkların benim içindir. Benim san

Sonuç:

Mutasavvıfların piri ve Marifetullah sırlarının habercisi olan şeyh Cüneyd-i Bağdadi (ks) “En şerefli meclis ve en yüce ibadet “Tevhid” meydanında tefekkür ederek ruhu ve kalbi “Marifetullah” ve “Muhabbetullah” da terakki ettirmektir” demektedir. Bu yüksek ibadetin feyzine ermek için Şeyh Sadi Şirazi’nin ifadesi ile “Semavattaki melekler zemine gıpta eder ve derler ki ‘Keşke biz de bir ilim meclisinde bulunarak bir saat Allah’ın ayetlerini tefekkür edenlerle beraber olabilseydik.”  (Barla Lahikası-144) 

Risale-i Nurlar bu konuda bizim için bulunmaz bir nimet ve fırsattır. Allah Risale-i Nur gibi bir eseri Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin dilinden bizlere ihsan ettiği için bizden öncekilerden ne kadar daha şanslı olduğumuzu düşünmeli ve Risale-i Nurların ders verdiği “Tefekkürî İbadetten” ruh, kalp ve hayalimizi istifade ettirmek için koşmalıyız. Bu konuda Bediüzzaman Said Nursi hazretlerine ne kadar minnettar olduğumuzu da unutmamamız gerekir. Kibirlenerek ve gururla Risale-i Nurdan uzak duranlara da yüce Allah’ın “Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri ayetlerimizi idrakten çevireceğiz” (Â’raf, 7:146) ayetine havale ederiz.a emrettiklerim ise senin kendin için yapman gerekenlerdir” buyurmuştur.


 

Yorumlar

Offline
Son giriş: 26/05/2011

 allah razı olsun  tamda ihtiyacım olan bir mevzu acaba risaleler olmasaydı  tefekkür kapımızı ne açardı?bu arada sitenizi yeni keşfettim hanımların serbest kürsüsü olarak takdir ettim başarılarınızın devamını dilerim

(X)
Kapat
-->