4 mesaj [Son gönderi]
Offline
Son giriş: 16/02/2012
Mü´minun Suresi 99.ayet ve 100.ayet Tefsiri

99- Sonunda onlardan biri ölümün eşiğine geldiğinde der ki; "Ya Rabb'i, beni geri çeviriniz. "

100- "Ki, ihmalkâr davrandığım konularda iyi ameller işleyeyim. " Asla. Bu söz, boş yere söylenmiş yararsız bir lâftır. Yeniden dirilecekleri güne kadar onların önünde geçit vermez bir engel vardır.

 

S.a. Hanimlar,

Biz arkadaslarla Tefsir dersleri yapiyoruz. Herkes bir veya iki Ayet´in aciklamasini yani Tefsirini yapiyor. Benim Dersimde Mü´minun Suresinin 99. ve 100. Ayeti. Eger bana yardimici olmak isterseninz ve bu Ayet ile bildikleriniz varsa ve bunu benimle paylasmak isterseniz cok mutlu olurum.

Yorumlarinizi merakla bekliyorum.

Saygilarimla

Yorumlar

Offline
Son giriş: 16/02/2012

Yazdiginiz Yorumlar icin cok tesekkürler... cok yardimci oldu yazdiklariniz...

Hayirli geceler

Offline
Son giriş: 15/11/2011

Nalan kardeşim,yorumlarla istifade ettiğim çok güzel bir ders oldu.İnsan bu dünyadaki fani hayatını hep daim zannediyor.Ölüm bu dünyanın lezzetlerini açılaştırıyor.Bu acıları hissetmemek için kendini,iman yoksa sarhoş gibi hayatı bulanık bakarak geçiriyor.

Aslında iman ile bakabilse idi durum farklı olacaktı.Her yaptığı işte ahirette karşısına çıkacak semereler olarak görmesi ve bu sayede daha dikkatli yaşamaya çalışacaktı.Bugün bile ihmal ettiğimiz her konu, yarının keşkesi olacaktır.Geriye dönüşümü olabilecek tek şey(yaşarken) tövbe istiğfar olabilir.Rabbim daim günahına ağlayan kullarından eylesin.Amin

Rehber (editör)
Offline
Son giriş: 01/06/2011

Müminun Suresi Ayet 99 - 100 :

"Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, "Rabbim" der, "Beni geri gönder"

"Ki geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım." Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Önlerinde, yeniden diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır."

Ayetlerin Açıklaması:

"Onlar"dan maksat, özellikle öldükten sonra tekrar dirilmenin imkânsız olduğunu savunan inkarcılardır. Âyette, hayatları son bulup dünya ile ilgili bütün bağlan kopan, arzu ve tutkuları tükenen ve ancak bu noktada akıllan başlarına gelen inkarcıların ümitsizlikleri, tükenmişlikleri ve pişmanlıkları dile getirilmektedir. Fahreddin er-Râzî*ye göre böyleleri, ölümleri esnasında (veya zayıf bir görüşe göre âhirette cehennemdeki yerlerini görünce), aslında geri dönüşün imkânsız olduğunu bilseler de sırf inkarcı olarak bu dünyadan göçmelerine üzülüp pişman oldukları İçin bu duygularını ve ümitsizliklerini ifade etmek üzere bu şekilde yakarırlar (XXIII, 119-120).

Bu İki âyet, temeli eski Hint dinlerine ve Eflâtun felsefesine kadar uzanan, zaman zaman günümüzde bile bazı kişiler ve sözde ilim adamları tarafından savunulan reenkarnasyon (tenasüh) inancını açıkça reddetmektedir. Bu inanca göre kötü ve günahkâr insanlar ölünce bunların ruhları, dünyada günahlarından kurtulup arınıncaya kadar bedenden bedene dolaşacak, ancak günahlarından temizlendikten sonra Tanrı'nın huzuruna dönebileceklerdir. Eğer günahkârların ruhlarının başka bedenlere geçmesi mümkün olsaydı, âyette belirtildiği şekilde pişmanlık duygularını dile getirerek yanlışlarını düzeltmek maksadıyla yeniden dünyaya gönderilmeleri için yakaran kullarının dileğini Allah reddetmezdi. Oysa burada böyle bir dönüşe asla İzin verilmeyeceği belirtilmektedir.

Sözlükte "engel, aralık" anlamına gelen berzah kelimesinin buradaki anlamı konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Râzî'nin tercih ettiği yoruma göre buradaki berzah, îslâmî gelenekteki yaygın anlamıyla insanın dünya hayatına geri dönüşünü engelleyen ölüm olayı ve sonrasıdtr. Kabir hayatı da denen bu dönem ölümle başlayıp yeniden dirilme vaktine kadar sürecektir. Berzah kelimesi, -biri dünya hayatının son bulduğuna, diğeri âhiret hayatı için yeniden dirilmenin gerçekleştiğine İşaret olmak üzere- iki defa üflenecek olan iki sûr arasında geçecek süre olarak da açıklanmıştır. (Taberî, XVIII, 53; Şevkânî, III, 562)  Âhirette akrabalık bağlarının İşe yaramaması, oradaki adaletin mutlaklığını ve kusursuzluğunu, insanların birbirlerine soru soramaması da âhirette verilecek hesabın dehşetini göstermektedir.

(bk. Diyanet Tefsiri, Kur’an Yolu: IV/74-75.)

nabi (editör)
Offline
Son giriş: 03/09/2011

Nalan kardeşim tefsir dersi yaptığınıza ve sizin de derse çalışıp ilim talebesi sevabına mazhar oldugunza çok sevindim. maşallah tebrik ederim.

Bu ayetlerde anlatılan kişinin durumu dünyada ibadet etmediği için, manevi cihazları artık ibadet etme kabiliyetini kaybetmiş kişinin durumu; böyle bir insan manevi cihazlarını körelttiği için öldükten sonra farz-ı muhal dünyaya yeniden gönderilse ibadet edip iyi işler yapamaz; çünkü kendisi kendini köreltmişti vefatından önce. Cenabı Hak bize öyle bir hayat yaşatıyor ki her anında bize bir ibadet teklif ediliyor, ya kabul ediyoruz ya reddediyoruz. en zahirinden günde 5 vakit namaza çağrılan bir mümin, eğer koca ömründe o davetlere icabet etmediyse ruhunda Allah'ın huzuruna çıkma kabiliyeti açılmadığı için müthiş bir kayıp içinde kalıyor, yani ahirette de Cenabı hakkın huzurunu bulamayacak..

konunun ibadet-insanın kabiliyetleri-dünya ahiret boyutları  gibi çok vecihleri var ama şimdilik bu kadarını yazabildim.

Ben hamdolsun on küsür senedir tefsir okuyorum, Bediüzzaman Hz(RA)'ın Risale-i Nur külliyatı. Çok istifade ettirdi Rabbim. Oradaki ibadet konularına bakmanı tavsiye ederim. Alıştığımız iabdet tarifinden çok daha derin bir ibadet tarifi var. Birkaç örnek:

Namazın mânâsı, Cenâb-ı Hakkı tesbih ve tâzim ve şükürdür. Yani, celâline karşı kavlen ve fiilen Sübhânallah deyip takdis etmek; hem, kemâline karşı lâfzen ve amelen Allahu ekber deyip tâzim etmek; hem, cemâline karşı kalben ve lisanen ve bedenen Elhamdülillâh deyip şükretmektir. (9.söz)

İbadetin mânâsı şudur ki: Dergâh-ı İlâhîde abd kendi kusurunu ve acz ve fakrını görüp kemâl-i Rububiyetin ve kudret-i Samedâniyenin ve rahmet-i İlâhiyenin önünde hayret ve muhabbetle secde etmektir.

İbadetin şahsî kemâlâta sebep olduğunun izahı:

İnsan, cismen küçük, zayıf ve âciz olmakla beraber, hayvanattan addedildiği halde, pek yüksek bir ruhu taşıyor. Ve pek büyük bir istidada mâliktir. Ve hasredilmeyecek derecede meyilleri vardır. Ve gayr-ı mütenahi emeller sahibidir ve addedilemez fikirleri vardır. Ve gayr-ı mahdud şeheviye ve gadabiye gibi kuvveleri vardır. Ve öyle acaip bir yaratılışı vardır ki, sanki bütün envâ ve âlemlere fihriste olarak yaratılmıştır.

İşte, böyle bir insanın o yüksek ruhunu inbisat ettiren, ibadettir. İstidatlarını inkişaf ettiren, ibadettir. Meyillerini temyiz ve tenzih ettiren, ibadettir. Emellerini tahakkuk ettiren, ibadettir. Fikirlerini tevsi’ ve intizam altına alan, ibadettir. Şeheviye ve gadabiye kuvvelerini had altına alan, ibadettir. Zahirî ve bâtınî uzuvlarını ve duygularını kirleten tabiat paslarını izale eden, ibadettir. İnsanı, mukadder olan kemâlâtına yetiştiren, ibadettir. Abd ile Mâbud arasında en yüksek ve en lâtif olan nisbet, ancak ibadettir. Evet kemâlât-ı beşeriyenin en yükseği, şu nisbet ve münasebettir.

İhtar: İbadetin ruhu, ihlâstır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için yapılmasıdır. Eğer başka bir hikmet ve bir faide ibadete illet gösterilse, o ibadet bâtıldır. Faideler, hikmetler yalnız müreccih olabilirler, illet olamazlar.

Kur’ân-ı Kerim vakta ki 1 يَا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا …ilh. emriyle insanları ibadete dâvet etti; sanki lisan-ı hal ile “Niçin ibadet yapalım? İlleti nedir?” diye sorulan suali, Kur’ân-ı Kerim 2 رَبَّكُمُ اَلَّذِى خَلَقَكُمْ cümleleriyle cevaplandırmak üzere Sâniin vücud-u vahdetine dair burhanları zikretmeye başladı.  (İşaratul İ'caz, Bakara Suresi 21-22.ayetler)

 

gibi çok kısımlar var. Cenabı Hak istifademizi ziyade etsin.

Kullanıcı girişi